Gürültü nedir ne demektir? Gürültü ile ilgili atasözleri deyimler ve anlamları

Güncellenme: Soru/Yorum: 0
Yüksek ses ve gürültüden rahatsız olup kulaklarını kapatmış bir bayan
Gürültü
  1. Aralarında uyum bulunmayan birtakım kaba seslerin tümü, patırtı, şamata eş anlamı: Makine gürültüsü. Çocukların gürültüsü. Gürültüden kendi sesimizi bile zor duyuyorduk.
  2. (mecazi) Birçok kişinin karıştığı kavga, dalaş ya da tartışma: Naciye Hanım gürültüden hoşlanan bir mahluktur (P. Safa). Sarhoşlar arasında gürültü çıktı.


Gürültü ile ilgili deyimler ve anlamları


İçinde "gürültü" kelimesi geçen deyimler, açıklamaları ve örnek cümleler:

  • Gürültü bastırmak: Gürültüden daha güçlü ses çıkarıp onu etkisizleştirmek: Tam o sırada gür bir ses bütün gürültüyü bastırdı: "Durun!" (Y. Bahadıroğlu)
  • Gürültü çıkarmak (etmek, koparmak, yapmak):
    1. Düzensiz ve rahatsız edici sesler çıkarmak: Onları uyandırmak için gürültü çıkarıyordu (S. Asımgil). Senin çocuklar çok gürültü yapıyor bugünlerde. (Y. Asal)
    2. Kavgaya, tartışmaya, karışıklığa yol açabilecek olay yaratmak: Bir ihtilal yapacak kadar gürültü ediyordu (H. E. Adıvar). Bu açıklama büyük bir gürültü kopardı. (U. Keser)
  • Gürültü çıkmak: Kavga, tartışma, karışıklık olmak: Bu sözler üzerine mecliste gürültü çıktı (N. Öklem). Öyle bir gürültü çıktı ki sonunda polis geldi. (M. Yener)
  • Gürültüye boğmak:
    1. Büyük gürültü çıkarmak: Bir yük treni ortalığı gürültüye boğdu. (N. Önderoğlu)
    2. Gürültüye getirmek, karışıklıktan faydalanmak: Ortalığı gürültüye boğarak uzun uzun kendi görüşünü savundu. (Y. Küçükdağ)
  • Gürültüye gelmek: Telaş ve karışıklığa rastladığı ya da başka önemli konularla uğraşıldığı bir zamana denk geldiği için üzerinde gereğince durulmamak: Söylediklerim gürültüye geldi. (A. Bozfırat)
  • Gürültüye getirmek:
    1. Art niyetle, ele alınması gereken bir konuyu görüştürmemek, görüşme dışı bırakmak: Kadına kendimi, çektiklerimi, düşündüklerimi anlatmaya kalkıştım ama, gürültüye getirdi, dinlemedi. (M. Makal)
    2. Bir yerdeki karışıklıktan yararlanarak laf kalabalığıyla işini yürütmek, istediğini elde etmek: Ve işi gürültüye getirerek nihâyet bir kararla Yunanlılar istediklerini aldılar. (A. V. Ebüzziya)
  • Gürültüye gitmek: Telaş ve karışıklığa kurban olmak, değeri anlaşılamayarak ziyan olmak: Film ziyafetten sonra gösterildi ama gürültüye gitti. (A. Kılıç)
  • (kuru) Gürültüye pabuç bırakmamak: Sözde korkutmalara aldırış etmeyip kafasına koyduğunu yapmak: Çökük Rıza, böyle kuru gürültüye pabuç bırakır adamlardan değildi. (K. Tahir)
  • (ortalığı) Gürültüye (patırtıya) vermek: Gürültü içinde bırakmak, herkesi telaşa düşürmek: Ortalığı gürültüye verip şirretlikle haklı çıkmak istiyordu. (A. Nesin)


Gürültü ile ilgili atasözleri ve anlamları


İçinde "gürültü" sözcüğü geçen atasözleri ve açıklamaları:
( * yaygın bilinen )

  • Gürültü istemeyen adam demirci dükkanına girmez: Bir şeyden rahatsızlık duyan kimse o şeyin bulunduğu yerden uzak durur.
  • Gürültü istemeyen, kazancı (bakırcı) dükkanına girmez (hırkasını başına çeker)*: (atasözünün anlamı) Gürültüden rahatsız olan ya da sessizlikten hoşlanan kimseler, gürültülü patırtılı işlerle ilgilenmemeli ya da böyle yerlerde görev almamalı.
  • Değirmende doğan sıçan gök gürültüsünden korkmaz: Bir kişinin veya bir şeyin, alışık olduğu zorluklar veya tehlikeler karşısında cesur ve korkusuz olacağını anlatır.
  • Ulu ağacın gürültüsü dal ile, mutlu evin yakışığı döl ile*: Bir ağacın dal budak salarak gürleşmesi gibi bir ailenin mutluluğu da yetiştirdiği çocuklarla pekişir, gürleşir.
  • Yalnız yapılan iş, yağmursuz gök gürültüsü: İş birliği ve dayanışmanın önemini vurgulayarak, birlikte yapılan çalışmaların daha sağlam ve kalıcı sonuçlar doğuracağını belirtir.
  • Yumurtladığı bir yumurta, gürültüsü yedi mahalleyi tutar: Beceriksiz ve kendini beğenmiş kişilerin nadiren başardıkları küçük başarıları abartıyla duyurduklarını ifade eder.